3 Mayıs Türkçülük Günü - 2 -

Köy Enstitülerinde yaşanan gayri ahlaki rezaletlerin yanı sıra Enstitüsü öğretmenleri zaman zaman köy halkını toplayarak şarap içilmesini, domuz eti yenmesini, Allah’ın olmadığını, dinin uydurulmuş bir safsata olduğu propagandasını yaparlar.

Büyük şehirlerde, üniversite ve devlet dairelerinde gittikçe artan komünizm faaliyetleri nedeniyle ülkede yer yer olaylar olmakta, huzursuzluk yaşanmaktaydı. Atatürkçü ve Türk milliyetçisi olanlar baskı ve şiddete maruz kalmakta, dövülüp aşağılanmaktaydı. Yaşanan tüm bu gelişmeler sonucu halkın isyan derecesinde gösterdiği tepkiler Ankara’da duyulmaktaydı. Ancak her nedense Ankara hükümeti etkin çözüm üretmek yerine gelişmelere lakayt kalıyordu.

Terör, baskı, dikta rejimin ülke genelinde bütün şiddetiyle hüküm sürdüğü diğer yandan İkinci Dünya Savaşının olanca hızıyla devam ettiği böylesi bir dönemde Başbakan Şükrü Saraçoğlu TBMM de günden dışı bir konuşma yapar.

“Biz Türküz, Türkçüyüz ve daima Türkçü kalacağız. Bizim için Türkçülük bir kan meselesi olduğu kadar bir vicdan ve kültür meselesidir. Biz azalan veya azaltan Türkçü değil, çoğalan ve çoğaltan Türkçüyüz. Ve her vakit bu istikamette çalışacağız” der. 

Türk milliyetçileri tarafından memnuniyetle karşılanan bu konuşma şimdiye kadar ezilen, horlanan milliyetçilerin gönlüne bir nebze olsun su serpmiştir. 

İlk defa Türkçü bir Başbakanın meclis kürsüsünde böyle konuşması Boğaziçi Lisesinde Edebiyat öğretmeni olan ünlü Türk düşünürü şair ve yazar Nihal Atsızı harekete geçirir. Çünkü Mili Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel’in icraatları ile Başbakan Saraçoğlu’nun söylemleri tam birbirinin tersiydi. Başbakan Türkçülükten bahsederken devletin önemli kademelerine komünistler atanıyordu. Atatürk zamanında cezalandırılmış olan ne kadar sicilli komünist varsa affedilerek kilit makamlara getirilip yüksek ücret ödeniyordu. Moskova’daki Enternasyonel Komünist Kongresine katılan ve Türk düşmanı olduğunu her defasında açıkça söyleyen  Sadrettin Celal isimli bir Profesör İstanbul Üniversitesi Pedagoji Enstitüsünün başına getiriliyordu. 

Milli Şef İsmet İnönü ve Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel’den cesaret alan komünistler Türkçü öğrencilerin okuma hakkını engelliyor baskı ve şiddet uyguluyorlardı. “Yakında hepiniz komünist zindanlarında çürüyeceksiniz”  tehdidini savuruyorlardı. Sık sık Türkçülerle alay edip tahrik ediyorlardı. Tarih öğretmeni sınıfta bir kız öğrenciye; “Türk değil misiniz Allah hepinizin belasını versin. Alman veya İngiliz olmadığıma pişmanım” diyecek kadar ileri gidiyordu. 
 
Mebuslardan Ahmet Cevat Rusya’da Türk Komünist Fırkası merkez komitesi harici büro azası görevinde bulunmuş ve sık sık Rus komünisti Pavloviç’e Türkiye hakkında bilgiler sızdırıyor, Türkiye aleyhine çalışıyordu. Boğaziçi Üniversitesi son sınıf öğrencisi Doğan Aksoy Rusya’ya kaçarken yakalanıyor üzerinde Lenin’in fotoğrafları çıkıyordu. Hakkında ise hiçbir işlem yapılmıyordu. Türkiye aleyhine casusluk yapan ajanlar Ankara’da cirit atıyordu. 

Kısaca özetlemeye çalıştığımız bu ve benzer olaylara seyirci kalmak istemeyen, Türkiye üzerine oynanan oyunları, Türk ülkesinde Türk’e düşmanlık edenleri belge ve delillerle kamuoyuna duyurmaya çalışan Nihal Atsız Başbakan Şükrü Saraçoğlu’na hitaben Orhun dergisinde iki tane açık mektup yayımlar. 

Pek dikkate değer olan ve bir döneme damgasını vuran bu iki mektup önemli birer tarihi vesika niteliğindedir. 

Bu mektubun ilkinde Nihal Atsız, Şükrü Saraçoğlu'na özetle;

“Devletin her kademesine yerleştirilen komünistlerin tehlike boyutuna varan faaliyetlerinden,  çıkarılan dergilerde açıkça komünizm propagandasının yapıldığını, yine bu dergilerin Milli Eğitim Bakanlığının emriyle ve devlet parasıyla satın alınarak bütün okullara dağıtıldığını, Ankara Dil Tarih Coğrafya Fakültesinde, Devlet Konservatuarında ve daha başka birçok kurumların önemli mevkilerine yerleştirilen komünistlerce memleketimizin komünistleştirilmek istendiğini ve bu uğurda yoğun çaba sarf edildiğini” anlatır.  
 
İkinci mektubunda ise; 

“Bursa cezaevinde hüküm giymiş bir suçlu olarak bulunan Nazım Hikmet’e Milli Eğitim Bakanlığı tarafından el altından paralar verildiğini, Ankara Devlet Konservatuarında öğretmen olarak görev yapan Sabahattin Ali’nin de vatan haini olduğunu” iddia eder. Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde dönen dolapların ve çevrilen entrikaların sorumlusu olarak gördüğü Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel’i istifaya davet eder. 

-Devamı yarın – 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet Yalçın - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Urfagaste Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Urfagaste hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Urfagaste editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Urfagaste değil haberi geçen ajanstır.



Anket Şanlıurfa'da AK Parti'nin 31 Mart Yerel Seçimlerinde Aldığı Sonuçların Nedeni Sizce Nedir?