İlahi Adalet

“Hak hukuk adalet” diyerek iktidara geldiler. Çok geçmeden “fırsat bu fırsat” deyu kedi olmadan fare tutmaya kalkıştılar. Ayakkabı kutuları, kol saatleri, sıfırlama, peşin bahşiş alımları derken yüce divanlık oldular.

Uslanmadılar. “Alışmış kudurmuştan beterdir” misali saygın hoca efendi hazretlerine ne istediyse verdiler. Askeriye, yargı, bakanlıklar, kamu kurumları FETÖ’cülerin yuvası oldu. Soru çalmalar, yandaşı işe almalar, yolsuzluk, rüşvet, hırsızlık sıradan hale geldi.

Ekonomi politikalarındaki hatalı uygulamalar nedeniyle kriz baş gösterdi. Ekonomik göstergeler alt üst oldu. Türk lirasının değeri düştü, cari açık büyüdü, enflasyon yükseldi, üretim yatırım durdu. Bir yandan israf ve tüketim çılgınlığı yaşanırken diğer yandan  açlık, yoksulluk, işsizlik ve hayat pahalılığı halkın temel sorunu oldu.

Şimdi çaresizlik içindeki halkın dilinde bir hikaye dolaşmakta. Birlikte okuyalım.  

“Vaktiyle bir derviş berbere gider. Berberden saçını dibinden kazımasını ister. Berber, dervişin saçlarını kazımaya başlar.  O esnada bıçkın bir kabadayı içeri girer. Doğruca dervişin yanına gidip başının kazınmış kısmına okkalı bir tokat atarak:

“Kalk bakalım kabak, kalk da tıraşımızı olalım!” diye dervişi aşağılar.

Dervişlik bu ya “sövene dilsiz, vurana elsiz” olmak gerek. Derviş ses çıkarmaz ve biraz çaresiz, biraz mütevekkil usulca yerinden kalkar.

Berber, bu gariban müşterisine karşı mahcup olur ama kabadayının pervasızlığından korktuğu için ses çıkaramaz.

Kabadayı koltuğa oturur, berber tıraşa başlar. Fakat küstah kabadayı, tıraş esnasında da boş durmaz; sürekli aşağılar dervişi, alay eder, dalga geçer:

“Kabak aşağı, kabak yukarı!..”

Nihayet tıraş biter, kabadayı dükkândan çıkar. Henüz birkaç metre gitmiştir ki, gemden boşanmış bir at arabası, yokuştan aşağı hızla kabadayının üzerine doğru gelir. Kabadayı şaşkınlıkla yol ortasında kalakalır. Derken, iki atın ortasına denge için yerleştirilmiş uzun sivri demir, kabadayının karnına batıverir. Kaşla göz arasında kabadayı oracığa yığılıp kalır.

Kabadayı ölmüştür.

Herkes bir anda olup biten bu olayın hayret ve şaşkınlığı içindedir.

Berber de şoke olmuştur; bir manzaraya, bir dervişe bakar ve dervişin beddua ettiğini düşünerek sorar:

“Biraz ağır olmadı mı derviş efendi?

Derviş de üzülmüştür aslında ve cevap verir:

“Vallahi gücenmedim ona. Hakkımı da helâl etmiştim ancak gel gör ki, kabağın bir de sahibi var. O gücenmiş olmalı!”

Eeh ne diyelim.

Tek çare ilahi adalete güvenmek.

“Allah’ın değirmeni belki geç öğütür ama ince öğütür.”

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet Yalçın - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Urfagaste Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Urfagaste hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Urfagaste editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Urfagaste değil haberi geçen ajanstır.



Anket Şanlıurfa Milletvekillerinin 3 aylık performansını nasıl buluyorsunuz?
Tüm anketler