Deli Sevilir Densiz Sevilmez

Urfa yöresinde sıkça kullanılan bir söz vardır. “Deli sevilir densiz sevilmez” Deli aklını yitirmiştir. Ne yaptığını bilmez. Bu nedenle her hareketi...

Urfa yöresinde sıkça kullanılan bir söz vardır.

“Deli sevilir densiz sevilmez”

Deli aklını yitirmiştir. Ne yaptığını bilmez. Bu nedenle her hareketi, davranışı normal karşılanır. Ancak densiz öyle değildir. Densiz ahlaksızdır, küstahtır, iticidir, sevimsizdir, pisliktir. Kısaca uzak durulacak kişidir.

Atasözü niteliğinde  “kıssadan hisse” türündeki böylesi sözlerin geçerliliğine günümüz bazı insanların sergiledikleri tutum ve davranışlardan görmek mümkün.

Mesela Cumhuriyetimizin kurucusu Atatürk’e dil uzatanlar, hakaret edenler bu sınıftandır. Atatürk vefat edeli yaklaşık 100 yıl oldu. Atatürk’le olan dertleri, problemleri hala bitmedi. Fırsat buldukça da kinlerini kusmaya devam etmekteler.

Refah Partisi eski milletvekili Şevki Yılmaz bir düğünde yaptığı konuşmada Atatürk’ü kast ederek; “ Selanik’ten gelen dönmeleri, Osmanlıyı süren soysuzları lanetliyorum” diyerek hakarette bulunuyor. Bu ülkeyi kuran, Kurtuluş Savaşını kazanan, hür ve bağımsız bir ülkede yaşamamızı sağlayan Atatürk’e hele ki bir düğünde gereksiz yere yapılan saldırı tek kelimeyle ahlaksızlıktır, densizliktir.

Atatürk’ü dünya bilir. Fazla söze hacet yok. Ama Şevki Yılmaz efendide gördüğümüz özellikler; olur olmaz yerde gereksizce konuşmak, dengesizlik, şarlatanlık ve cehalettir.

Cehalet diyorum. Zira o Şevki Yılmaz ki bir tarihte fahri doktora töreninde Turgut Özal’ın giydiği akademik cübbeli fotoğrafı göstererek Özal’a papaz demişti. (Özal’ın açtığı dava sonucunda Özal’a hakaretten mahkum edilmişti)

Yine o Şevki Yılmaz ki Türkiye Cumhuriyet Merkez bankasının neden  “Türkiye Cumhuriyeti” şeklinde olmadığını bilmediği için Merkez Bankasının Sebatayistlerin, Yahudilerin dış güçlerin olduğunu söylemişti.

Şevki efendi aynı cehaleti tarih konusunda da göstermekte. Bir kere şunu kabul etmeliyiz ki Osmanlıyı kimse sürmedi. Sultan Vahdettin 16 Kasım günü İngiliz Komutan General Harrington’a yazdığı mektupta şöyle diyor; “İstanbul’da hayatımı tehlikede gördüğümden, yüce İngiliz Devletine sığınıyor ve bir an evvel Konstantinapolis’den başka yere naklimi talep ederim efendim. 16 Kasım 1922 Müslümanların Halifesi Mehmet Vahdettin”

Görüldüğü üzere bir memurun üst makama yazdığı talep dilekçesi gibi İşgalci İngilizlere yalvarırcasına sığınma talebinde bulunuyor. Sonrasında ise kendi rızasıyla İngiliz gemisine binip ülkeden ayrılıyor. Müslümanların halifesinin düştüğü duruma bakın.

Diyelim ki Atatürk tarafından sürüldü. Burada da Atatürk’e teşekkür etmek gerek. Tüm yetkilere sahip olan Atatürk isteseydi Sultan Vahdettin’i idam ettiremez miydi? Üstelik o Vahdettin ki milli mücadele yıllarında Atatürk hakkında dört defa idam fermanı çıkarmış, görüldüğü yerde katledilmesi vaciptir fermanını yayınlamıştı. Buna rağmen Atatürk İstiklal mahkemelerine benzer şekilde yargılayıp idam etmedi.

Daha önemlisi savaş verilerek yeni bir devlet kurulmuş. Hakimiyet padişahtan alınıp halka verilmiş. Ve bu devletin yaşaması lazım…

Son söz olarak;

Bilinmelidir ki, Cumhuriyetimizin kurulmasında emeği geçen başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere İzmirli Hasan Tahsin, Gaziantepli Şahin bey, Kahramanmaraşlı Sütçü İmam, Erzurumlu Nene Hatun, Kastamonulu Şerife Bacı, Şanlıurfalı onikiler soylu birer Türk evladıdır.

“Ne mutlu Türk’üm diyene.

23 Şub 2024 - 09:33 Şanliurfa/ Şanliurfa- Gündem


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Urfagaste Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Urfagaste hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Urfagaste editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Urfagaste değil haberi geçen ajanstır.